
Prof. Dr. Tirşe Erbaysal Filibeli
Bahçeşehir Üniversitesi Yeni Medya Bölüm Başkanı
Telefonlarınızı elinize alın, Gmail hesaplarınıza giriş yapın ve Google Haberler’e gidin. Önce “Türkiye”, sonra “Dünya”, ardından da “Sizin İçin” sekmesine tıklayın. İlk sıralarda hangi haber kurumlarını görüyorsunuz?
Şimdi Google Haberler’den çıkın, en çok kullandığınız arama motoruna gidin ve Google Haberler’de gördüğünüz en çok okunan konuları aratın. Karşınıza çıkan “Haberler” sekmesine bir göz atın. Hangi haber kurumlarını görüyorsunuz?
Son olarak, vakit kaybetmemek için yapay zekâ modunda aynı konuyu aratın. Yapay zekâ özetini okuyun. Özetin dayandığı web siteleri hangi kurumlara ait? Peki bütün bu süreç boyunca hangi haber kurumlarını hiç görmediniz?
Dünyanın farklı bölgelerinde uzun süredir medya politikalarının merkezinde yer alan Google algoritmaları, bugün Türkiye’de de özellikle küçük ölçekli ve bağımsız haber kuruluşlarının görünürlüğünü doğrudan etkiliyor. Avustralya ve Kanada gibi ülkelerde yıllardır tartışılan bu dönüşüm, yalnızca dijital trafiğin yeniden dağıtılmasıyla sınırlı değil; medya çoğulculuğunu, haber üretiminin sürdürülebilirliğini ve kamusal tartışmanın çeşitliliğini de etkiliyor.
Google’ın Haberler (News) ve Keşfet (Discover) algoritmalarında yaptığı değişikliklerin ardından, birçok bağımsız haber sitesi yüzde 70 ila 90 arasında trafik kaybı yaşadığını açıkladı. Görünürlüğün doğrudan finansal gelire dönüştüğü dijital medya ekonomisinde bu kayıp, yalnızca daha az okunmak anlamına gelmiyor; aynı zamanda reklam gelirlerinin azalması, editoryal kapasitenin daralması ve bazı durumlarda yayın faaliyetlerinin sürdürülemez hâle gelmesi anlamına geliyor. Gazete Duvar‘ın 12 Mart 2025‘te yayın hayatına son vermesi, bu kırılganlığın en görünür örneklerinden biri olarak hafızalarda yer etti.
Avrupa Birliği Dijital Hizmetler Yasası (Digital Services Act) kapsamında büyük çevrim içi arama motorlarını Very Large Online Search Engines (VLOSE) olarak tanımlayarak bu altyapılara özel yükümlülükler getirdi. Reklam sistemlerinden algoritmik risklere, şeffaflıktan hesap verebilirliğe kadar uzanan bu düzenlemeler, Google’ın artık yalnızca bir teknoloji şirketi olarak değil, bilgi dolaşımını ve haberin görünürlüğünü şekillendiren temel bir dijital altyapı olarak görülmesi anlayışına dayanıyor. Eskiden geleneksel medyada hangi haberin görünür olacağına editörler karar verirdi. Bugün ise bu karar büyük ölçüde algoritmalar tarafından veriliyor. Elbette algoritmalar editörlerin yerini birebir almıyor; ancak hangi haberin görünür olacağını, hangisinin görünmez kalacağını belirleyen yeni eşik bekçileri hâline geliyorlar. Üstelik bunu editoryal değerlendirmelerle değil, görünürlük, etkileşim ve kullanıcı davranışlarını önceleyen algoritmik sinyaller üzerinden yapıyorlar. Sonuç olarak en görünür olan daha fazla tıklanıyor, daha fazla reklam geliri elde ediyor ve yeniden daha görünür hâle geliyor. Böylece görünürlük, kendi kendini büyüten ekonomik bir avantaja dönüşüyor.
Yapay Zekânın Telif Gaspı ve Çoğulculuğun Çöküşü
Bir yanda da yapay zekâ özetleri problemi duruyor. Gündemdeki bir konuyu arattık. Google’ın eşiğinden geçen haber sitelerinden derlenen bir yapay zekâ özeti çıktı karşımıza. Ancak burada üç temel sorunla karşı karşıyayız.
İlki, yapay zekâ özetinin büyük ölçüde algoritmaların zaten görünür kıldığı, en çok ziyaret edilen haber sitelerinden beslenmesi. Başka bir ifadeyle, görünürlüğü yüksek olan daha görünür hâle gelirken, küçük ölçekli ve bağımsız medya kuruluşları bu döngünün dışında kalıyor.
İkincisi, kullanıcıların büyük bir bölümünün artık bu özetle yetinmesi ve haberin üretildiği kaynağı ziyaret etmemesi. Arama motoru artık kullanıcıyı haber sitesine yönlendirmek yerine, haberi kendi ekosistemi içinde tüketmesini teşvik ediyor.
Üçüncüsü ise, bu modelin haber üreticileri açısından yarattığı ekonomik kırılganlık. Ziyaret edilmeyen haber sitesi reklam geliri elde edemiyor; içerikleri üretken yapay zekâ sistemleri tarafından özetlenirken, bundan doğan ekonomik değerden de anlamlı bir pay alamıyor.
Sorunu daha da derinleştiren ise, üretken yapay zekâ modellerinin arama motorlarına entegre olmasıyla birlikte haber üreticileri ile okurlar arasındaki ilişkinin yeniden şekillenmesi. Yapay zekâ sistemleri, görünürlüğü zaten yüksek olan haber sitelerinden derledikleri içerikleri özetleyerek kullanıcıya sunuyor; ancak çoğu durumda kullanıcıyı orijinal habere yönlendirmiyor. Böylece görünürlükten beslenen platform ekonomisi, haber üreticisinin görünürlüğünü yeniden platformun içinde tüketiyor.
Sonuçta güvenilirlikten çok görünürlüğün ödüllendirildiği bu yapı, reklam gelirleri bakımından platformlara bağımlı olan bağımsız medya kuruluşlarının ekonomik sürdürülebilirliğini daha da zayıflatıyor. Nitelikli ve yavaş gazetecilik görünmezliğe mahkûm edilirken, medya çoğulculuğu da giderek daha kırılgan bir hâle geliyor.
Google Ekosisteminden Çıkmak Mümkün mü?
Dr. Öğr. Üyesi Melis Özbek ve Dr. Öğr. Üyesi Berna Balcı ile birlikte, 18–25 yaş arasındaki 157 üniversite öğrencisiyle keşif niteliğinde bir saha araştırması gerçekleştirdik. Aynı binada bulunan öğrencilerden, kendi internet bağlantılarınıve telefonlarını kullanarak ve Gmail hesaplarına giriş yapmış şekilde, belirlediğimiz üç güncel politik başlık için önce Google Haberler‘de arama yapmalarını istedik. Karşılarına çıkan ilk beş haberi bizimle paylaşmalarını rica ettik. Daha sonra aynı aramayı Google’da yapmalarını ve Haberler sekmesinde karşılarına çıkan ilk beş bağlantıyı kaydetmelerini istedik.
Her öğrenci bizlerle 30 bağlantı paylaştı ve toplamda 4.710 haber bağlantısı analiz edildi. Kişiselleştirilmiş algoritmalar nedeniyle haberlerin sıralaması kullanıcıdan kullanıcıya değişse de, öğrencilerin büyük çoğunluğunun aynı haber kuruluşlarıyla karşılaştığını tespit ettik. Başka bir ifadeyle, algoritmalar farklı kullanıcılara farklı sıralamalar sunuyor; ancak görünür olan haber evreni büyük ölçüde aynı kalıyor.
Karşılaştığımız en çarpıcı bulgulardan biri, öğrencilerin teknolojiyle kurduğu görünmez bağdı. Araştırmaya katılan bütün öğrencilerin birincil e-posta adresi Gmail uzantılıydı. Yani Google’ın sahip olduğu güç aslında altyapısal bir güç. Yapay zekâ araçlarını Gmail hesaplarımızla ilişkilendiriyoruz. Sosyal medya hesaplarımızı Gmail ile açıyoruz. Google Haberler’e, Haritalar’a, Drive’a, Takvim’e, YouTube’a ve onlarca farklı hizmete aynı kimlikle giriş yapıyoruz. Yani Google ekosisteminden çıkmamız çok zor.
Görünürlüğün Ekonomi Politiği ve Algoritmik Güvencesizlik
Araştırmamızda öğrencilerin karşısına çıkan bağlantıların büyük ölçüde aynı ana akım ve büyük ölçekli medya kuruluşlarına ait olması da tesadüf değil. Algoritmalar yalnızca içerikleri sıralamıyor; kamusal görünürlüğü yeniden dağıtıyor. Dijital dünyada karşımıza çıkan her şeyi “bilgi” sanma yanılgısı içindeyiz. Oysa algoritmalar, bilimselliği ya da doğruluğu teyit edilmiş içerikleri değil; görünürlüğü, etkileşimi ve platformda geçirilen süreyi önceleyen bir mantıkla çalışıyor.
Bu durum bağımsız ve küçük ölçekli medya kuruluşları açısından yapısal bir eşitsizlik yaratıyor. Dijital ortamda görünür olmak, yalnızca daha fazla okunmak anlamına gelmiyor; reklam gelirlerine erişmek, yeni okurlara ulaşmak ve editoryal faaliyetleri sürdürebilmek anlamına da geliyor. Görünürlük azaldığında yalnızca trafik kaybedilmiyor; haber üretiminin ekonomik zemini de zayıflıyor.
Bu nedenle bugün tartışmamız gereken mesele yalnızca tık odaklı haberciliğin etik sorunları değil. Asıl soru, kamusal yarar taşıyan haberlere dijital platformlar üzerinden nasıl erişeceğimiz ve bu haberleri üreten kuruluşların ekonomik olarak nasıl ayakta kalacağıdır.
Çıkış Yolu Olarak Platform Çoğulculuğu
Tüm bu tablo bize tek bir şeyi gösteriyor. Hayır, dijital çağda Google’dan bireysel bir tercihle vazgeçemeyiz. Çünkü mesele yalnızca bir arama motorunu kullanıp kullanmamak değil; dijital yaşamın altyapısının büyük ölçüde birkaç küresel platform tarafından şekillendirilmesi. Tam da bu nedenle çözüm bireysel boykot çağrıları değil, yapısal bir platform çoğulculuğu anlayışı olmalı.
Platform çoğulculuğu, yalnızca daha fazla haber sitesi ya da daha fazla sosyal medya platformu demek değil. Aynı zamanda bilgiye erişimin tek bir algoritmanın, tek bir şirketin ya da tek bir ekonomik mantığın belirleyiciliğinden çıkarılması anlamına geliyor. Farklı arama motorlarının, alternatif öneri sistemlerinin, kamu yararını gözeten algoritmik tasarımların ve şeffaf platform yönetişiminin birlikte var olabildiği bir dijital ekosistem inşa edebilmekten söz ediyoruz.
Çünkü medya çoğulculuğu yalnızca farklı seslerin varlığıyla korunamaz; o seslerin görünür olabilmesiyle korunabilir. Bugün görünürlüğü belirleyen altyapılar birkaç küresel platformun kontrolündeyse, medya çoğulculuğunu savunmak aynı zamanda bu altyapıları da tartışmayı gerektirir.
Özetle dijital çağda hakikati aramak ve bizi çevreleyen algoritmik güvencesizliğe karşı koymak yalnızca bireysel bir medya okuryazarlığı meselesi değildir.Bilgiye erişim hakkınının, medya çoğulculuğununun ve demokrasinin birlikte savunulmasının kamusal sorumluluktur.
