
Prof. Dr. Yavuz Samur
BAU Eğitim Bilimleri Fakültesi Dekanı
Günlük hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen yapay zekâ, eğitimde de dönüşüm yaratıyor. Artık öğrenciler, gündelik hayatlarında karşılarına çıkan algoritmalarla sadece sosyal medyada değil, aynı zamanda öğrenme süreçlerinde de etkileşime giriyor. Google’da yaptığımız bir aramanın tamamlanmasından izlediğimiz dizi önerilerine kadar her yerde bulunan yapay zekâ, eğitim alanında da çok hızlı bir ilerleme kaydediyor.
Yapay zekâ sayesinde kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimleri oluşturulabiliyor. Örneğin bir öğrencinin eksik olduğu konular belirlenerek ona özel içerikler sunulabiliyor. Bu süreç, öğretmenlerin işini kolaylaştırırken öğrencilerin de daha verimli öğrenmesini sağlıyor. Aynı zamanda, yapay zekâ destekli sistemler öğrencilere anlık geri bildirim sağlayarak öğrenme süreçlerini daha etkili hale getiriyor. Yapılan araştırmalar, yapay zekânın verdiği geri bildirimin insan geri bildirimiyle benzer kalitede olduğunu gösteriyor. Ancak burada kritik bir soru var: Bir öğretmen, bir yapay zekâ sisteminden daha fazlasını sunabiliyor mu?
DİJİTAL DÖNÜŞÜM VE ÖĞRETMENLERİN ROLÜ
Geçmişte hesap makineleri, matbaa ve bilgisayarlar gibi teknolojilere ilk başta direnen eğitim dünyası, benzer bir tepkiyi yapay zekâya da veriyor. Ancak teknolojik dönüşümün kaçınılmaz olduğu bir gerçek. Bugün yabancı dil öğretmenleri için yapay zekânın tehdit oluşturduğu tartışılıyor, çünkü simültane çeviri ve ses sentezi teknolojileri düşünüldüğünden çok daha ileri bir noktaya ulaştı.
Ancak burada unutulmaması gereken en önemli nokta şu: Bir öğretmenin yapay zekâdan farkı, salt bilgi aktarımının ötesine geçebilmesidir. Bir öğretmen, öğrencileriyle bağ kurar, onlara rehberlik eder ve onlara ilham verir. Araştırmalar gösteriyor ki öğretmenini seven bir öğrenci, dersini de seviyor ve başarı oranı artıyor. Yapay zekâ bunu sağlayabilir mi? Henüz hayır.
Yapay zekânın eğitime entegrasyonu, öğretmenlerin işlevini tamamen değiştirmese de onlara yeni fırsatlar sunuyor. Örneğin bir öğretmen, yapay zekâ destekli içerik üretim araçlarını kullanarak ders materyallerini kişiselleştirebilir ve öğrencilerin ihtiyaçlarına daha iyi cevap verebilir. Ayrıca, öğrenci gelişimini takip etmek için büyük veri analizlerinden yararlanabilir. Bu sayede öğrencilerin güçlü ve zayıf yönleri daha net bir şekilde belirlenebilir.
GELECEĞE HAZIRLANMAK
Yapay zekânın öğretmenlerin yerini almayacağı, ancak onu kullanamayanların geride kalacağı bir çağa giriyoruz. Yapay zekâ bir tehdit değil, bir fırsat olarak görülmelidir. Bu teknolojileri benimseyen eğitmenler, eğitimde dönüşüme liderlik edebilir ve geleceğin nesillerini en iyi şekilde yetiştirebilirler.
Unutmayalım; öğretmenlerin teknolojiyi reddetmesi, matbaanın ortaya çıkışında yaşanan dirence benzer bir yanılsama yaratabilir. Oysa çağa ayak uydurmak, bu teknolojileri en doğru şekilde kullanmayı öğrenmekten geçiyor. Öğretmenler, yapay zekâyı bir rakip olarak değil, güçlü bir yardımcı olarak görmelidir.
Eğer eğitimde bir devrim olacaksa bu devrim yapay zekâyla barış içinde yaşamaktan geçecektir. Eğitmenlerin bu süreci nasıl yönettikleri, öğrencilerin gelecekte nasıl bir eğitim deneyimi yaşayacağını belirleyecektir. Yapay zekâyla iş birliği yaparak, daha etkili ve kapsayıcı bir eğitim modeli oluşturabiliriz.
Sonuç olarak, yapay zekâ eğitimde bir devrim yaratıyor ve bu süreci en iyi şekilde değerlendirmek bizim elimizde. Öğretmenler, öğrenciler ve tüm eğitim dünyası, bu dönüşümden en iyi şekilde faydalanmak için yapay zekâ teknolojilerini nasıl kullanacağını öğrenmeli ve uygulamalıdır.